29 Kasım 2013 Cuma

Eyvallah


  "Artık herhangi bir hayale kucak açamayacak kadar yorgunum."   (Cemil Meriç)

  Bu aralar böyleyim işte; 22 yaşında bir genç (!), oldukça yorgun. Hayal kurmalara küs, düş kırıklıklarının yaralarını görmezden gelemeyecek kadar olgun. Böyleyim işte, "siz gençsiniz" sözüne inat, gitgide daha "yaşlı" daha da bıkkın. Mutsuz suratlara gülümserim, esirgemem sadakamı evet bu doğru, ama bu ne beni onlardan ayırır ne de onları bu sıfattan kurtarır. Bitmeyen bir matem var sanki içimde, durmadan yılmadan yaşatıyor bana kendini.

  Şehre de aşk olsun "hoopp burda olmaz, yapamazsın kardeşim, git başka yerde yaşa matemini " demiyor da sisli havayla kucaklıyor yorgun bedenimi..

  Aşk olsun o perdemi dahi oynatmayan rüzgara da. Dokunmayışına, sarsmayışına "kendine gel" demeyişine de aşk olsun..

  Gözyaşım süzülürken yanağımdan, bana eşli edip "Merak etme burdayım, ifşa etmem seni kimselere" demeyen yağmura da aşk olsun..

  Aşk olsun sevdiğim şarkıyı çalmayıp, "İçinin sesini duydum bak, bu sana" demeyen radyocuya da aşk olsun..

  Bütün bunlar yetmez gibi; bana küsmüş kalemime, aramızı bulmayan kelimelere de aşk olsun..Beni terk etmesinden korktuğum bu ikiliye bir kez daha aşk olsun..

  Ve son olarak eyvallah diyorum hepsine, duyamadığım deniz kokusuna, doruklarda hissettiğim hüzne, yıkık dökük hayallerime, mavi gökyüzünde kaybolup bana ulaşmayan umutlara..Evet hepinize, hepinize..Eyvallah...

12 Nisan 2013 Cuma

Keşke Laneti


  Hayat dilimize sardığı ‘keşke’ lanetiyle, ‘iyi ki’ lere kör eder bizi.Hep ulaşılmayan şeylere duyulan özlem veya  yaşadığı, yaptığı kötü tercihleri hatırlatan bir lanettir oysa ‘keşke’.Pişmanlık ve içi boş cesaretsizlikten başka bir şey değildir aslında.Peki biz neden bağlıyız bu kelimeye böylesine?’İyi ki’ leri görmezden gelmeye niye bu kadar meraklıyız? Çok mu siyah her şey, yaşanmış beyazlar yok mu hiç, yada en azından griler? Peki ya geleceğe duyduğumuz umut mavisi? O da mı yok?

  Peki şöyle hiç açmamak üzere bir sandığa kapatsak tüm keşkelerimizi.’İyi ki’lerden çeyize başlasak umuda, hayata..Kötü günleri de misafir edebilmeyi öğrensek, baharın kışı misafir etmesi gibi..Zorluk korku olarak değilde büyük zafere adım olarak karşılansa şahsımızda.Çok mu zor?Yani siyahın beyaza gebe olduğuna inanıp, beyazdan doğan siyahtan korkmamak, çok mu zor?

  

11 Mart 2013 Pazartesi

Birkaç Ufak Dilek


     Gülsek sonra, mutluluktan krize girsek mesela.En sevdiğimiz film oynasa televizyonda, avuçlayıp çekirdekten tek tek söylesek tüm replikleri ve aynı yerde yine gülsek.İyi halden tahliye edilse düşüncelerimiz, özgürlüğü kutlasak tüm kalbimizle.Firara kalksak; elveda demeden söyleyemediklerimizle dolu insanlara. Gökyüzüne serenad yapsak sonra.O da bir yıldız kaydırıp, duydum diye göz kırpsa mesela.Anlaşılmanın tadının verdiği sarhoşluğa alışmadan daha,  umut rüzgarı çarpsa suratımıza afallasak bir anda ve sorgulamadan onu da alsak yanımıza. Tekrar karşılaşmamak için  kırgınlıklarla, en yakın cami avlusuna bıraksak tüm valizimizi.Terk etmeyi öğrenmenin verdiği gururla yürüsek sonra ve sessizliğin hiddetine inat bir ıslık tuttursak . Dahası tükendiğimiz günlerden harcasak mutluluğu, tekrar tükeneceğiz vadesi olmayanından. Koşsak sonra arkamıza bakmadan yepyeni bir hayata.. hiç durmamacasına..sökülse de geçmiş bağcıklarımız; üstüne basmadan, düşmeden koşsak..yorulduğumuzda sığınsak bir dostun gölgesine, gülümsemesiyle şarj olup yeniden koşsak..nefesimiz kesilene kadar, vazgeçmelere kulak asmadan..Hak ettiğimiz hayata koşsak...


27 Şubat 2013 Çarşamba



+ Susma yalvarırım susma, dedi Laura.
-…
  Ah zavallı Laura konuşsa ne çok yanacaktı için bilmez misin? Ne çok ıslanacaktı yanakların her kelimeyle, ne çok çökecekti omzun duyduğu her gerçekle.Ne çok keşkeler doğacaktı sana, ne çok yıkılacaktı hayallerin.Ne çok düğümlenecekti boğazın ve ne çok küsecektin kaderine. Susmaların gürültüsü ağır gelmiş olmalı bedenine…Ah zavallı Laura, ah zavallı kadın! 

20 Şubat 2013 Çarşamba

             ESKİMEYENLER

  "Eski şarkılar daha güzel"... Bu cümleyi babamdan duyunca nedense bir günümüz şarkılarını savunurdum, en azından 'daha' cümlesini sildirip eşitlik getirsem bile galip geleceğime inanmıştım.Tabi bu tarz girişimlerim benim Türk sanat müziğini ve Türk halk müziğini  tanıma fırsatımla son buldu.Şuanda eminim ki kötü olanlar unutuldu ama hatırlanan, unutulmayan eserler hala "Eski şarkılar gerçekten daha güzel be " cümlesini kanıtlar nitelikte.Ne müzikte bayağılık var, ne sözlerde israf ne de anlamda bir kusur; gayet tadında yani.Ve duygular.. öylesine derin ve içten ki sadece bir ah çekip dinlemek düşüyor bize. Buyrun o zaman efendim şöyle sizler için seçtiklerimin keyfine:)






24 Aralık 2012 Pazartesi

  BOŞLUK 
    Her insanın hayatında, kim bilir belki baharında, belki kışında, kapısını çalan; az yada çok ama mutlaka ortaya çıkan bir boşluk olduğuna inanırım. Paldır küldür ortaya çıkan, bütün düzeni altüst eden ve 'ne zaman gider acaba' bakışımıza tepkisiz, bizi huzursuz etme yeteneği en üst safhada davetsiz bir misafirdir. Bir gün, iki gün, üç gün.. Davetsiz misafiriniz hiç istifini bozmadan yüzsüz yüzsüz yaşar sizinle. Her geçen gün daha da daralır size ayrılan alan, daha da büyür boşluğunuz, özgürlüğünüzün kısıtlandığını, nefesinizin daraldığını hissedersiniz ve sessizce çekip gideceği günü iple çekesiniz. Ama davetsiz misafiriniz sizin huzursuzluğuna inat; içinize güzelce yerleşmenin tadındadır ve umduğunuz sessiz sedasız gidişe olan umudunuzu yitirecek davranışların küstahlığıyla varlığınıza göz kırpar. Bir süre onu görmezden gelmeyi denersiniz, her zamankinden daha fazla kaptırırsınız kendinizi günlük telaşlarınıza, oyalanacak şeylerin listesini uzatırsınız. Biraz korkak, yoklarsınız boşluğunuzu.. Ve korkunuzu haklı çıkarır misafiriniz, sinsice gülümser yerinden memnun.. Bu kez zor zamanlarınızın kurtarıcısı uyku gelir aklınıza. Daha sık uyursunuz, daha az yaşarsınız; daha az karşılaşmak için boşluğunuzla. Ama bu da yetmez çünkü hala var olduğunu bilmek sizi oldukça rahatsız eder..

   Bir süre sonra içinizin bir parçası kıvamına gelen boşluğunuz hayatınızın yenilmeyi bekleyen en büyük düşmanı olmuştur. Savaşın bayrağı tarafınızca çekilir bu sefer. Tek seçeneğiniz vardır, o da galibiyet. İçinize yenilmek ağır gelir çünkü.. Düşünmeye başlarsınız, ardı arkası kesilmeyen sorular canlanır kafanızda.. Nasıl oluştu bu boşluk, ne zamandı ilk farkedişim, neden hala ilerleyebiliyor? Ama uyandığınızda hatırlamaya çalıştığınız bir rüya gibi her şeyin flu olduğu resmi tamamlayamaz, sorularınıza bir cevap bulamazsınız. Ve bitmemiştir de sorular, ve en ağır olanı cevabı en zor olanı gelir aklınıza.. "Nasıl dolacak bu boşluk? Nasıl?"
   
   İşte bu noktadan sonra her insanın ayrı savaş politikası uyguladığına inanıyorum. Bazıları kendini an'ı yaşamaya adamış dünleri, yarınları silip bugünlerle doldurmuş boşluğunu. Bazıları da bir insana adamış kendini, gözünü sevmeye karartıp o insandaki aşkla doldurmuş içindeki koca boşluğu. Bense elini semaya kavuşturup dua ederek dolduruyorum bu boşluğu. İlk iki seçenek yetmiyor çünkü bana. Ancak dua ettiğimde hissedebiliyorum çünkü kalbime dokunulduğunu, o zaman fark edebiliyorum sessiz çığlıklarımı bir duyan olduğunu, öğrenebiliyorum en büyük yokluğumun ne olduğunu ve anlayabiliyorum en büyük Varlık'ın kıymetini. Dahası kalbime yerleşmiş huzurun aldığım nefesle bile bünyeme yansıdığını, yüzümü tekrar güldürdüğünü görüyorum. Ve beni savaş galibi yapan cümleyi tekrarlıyorum sonsuz bir huzurla "Hasbinallahi Ve Nimel Vekil.." ("Allah bize yeter, o ne güzel vekildir" ) .